Kayıtlar

Haziran, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ruh-u Firâr

Gecenin bir vaktinde ansızın içinde tutamadığın enerjiyi dışarı salıvermek istiyor insan. Bu bazen spor yaparak, bazen bağırarak bazsn yazarak oluyor. Bugün benim için önemli bir gündü, yaklaşık 3 haftadır keyifle çalıştığım ve çok kafa yorduğum 3. Sınıfın finali vardı. Birkaç gün çalışıp rahatlıkla geçebileceğim bir şeydi ama kendimle yarışmayı seviyorum sanırım. Hayırlısıyla atlattım. Az önce farkettim bu süreçte birçok etkenden mütevellit içimde birikmiş şeyler olmuş. Tam o sırada Ali yardımıma koştu şu dizilerle Gördüm garip tavırlı zavallı birini Sordum o damlayan yaşlar niye ki? Sevgilinin damlası gözüne yaş olmuş Dökülen yaş için ağlamaya değer mi? Dedi yok,değmez iki damla yaşa Hem yaş için yaş dökmek kime fayda Dökülür damla insan rahatlar ama Damla için damlatmak biraz ahmakça Dedi evet  dervişin teki Değil yaş her nefese yaş dökmeli Nefes değil nefs bindi değere Nefs için olan her nefese Değil yaş kan ağlasak reva gelir mi? Allah razı olsun kendimle tefekkür ...

Güzel ve Dokunaklı

Akşamüstüne benzeyen bir sesle konuşurdu.  Kendisine ait olmayan bir zamanı sorgulamaktan bunalmıştı.  İki kuşağın yanlışlarından bir dağ taşırdı iki kaşı arasında.  Ellerini mi, rüzgârlı bir yaprağı mı tutardım, seçemezdim. Yıllarca gövdesini aynalardan uzak tutmuştu.  Sorumlulukla özgürlük arasındaki ilişkiyi sorardı durmadan.  Bir kapıya sıkışmış dağ başı kadar acıklıydı.  Parmakları, ikide bir suyu kesilen ırmaklardı. Bildiği bütün türküler aşk üzerineydi ama o söylemenin değil de dinlemenin erdem olduğuna inanmıştı.  Bense onun yerine de acı çeken, çifte korkudan bir umut ıslığıydım.  Ay ışığı, yağmur dalgınlığı, ten kokusu ve evlerin solgunluğundan oluşmuş iki pencere gibi bakardık birbirimize. Bütün genç kızların pembe bir erkek, pembe yatak örtüleri, pembe koltukları, pembe yemek takımları ve pembe bahçelerle büyüyüp, dar ve siyah mutfaklarda yemek kokularına dönüştüğü; erkeklerin inceliklerini eşiklerde bırakıp birer çizgili pijama kesild...

Muhibbân

Gece çökünce insanlar dinginleşirmiş. Kendilerini bir tefekkür ortamında bulurmuş. Gerçekten de öyle sanırım,  gece vakti, kendini kendi mahkemende bir sanık veya avukat olarak bulabiliyorsun. Belki gün içindeki dosyan veya geçmişten bugüne olan dosyan açıktır. Ortaya bir Terazi konmuştur. Bu terazi şaşmayan bir terazidir. Ne isen onu gösterir. Bugün yine kendi mahkememdeyim sanırım, gerçi ger gece var bir tane artık alıştım sanırım. Molla İzzet çok güzel tasvir etmiş bunu; Bi-hakkı Hazret-i Mecnun izâle eyleye Hak! Ser'imde derd-i hıred'den biraz eser kaldı. (Deliler Sultanı'nın yüzüsuyu hürmetine Hak'tan şifa diliyorum; zira akıl belasından tamamiyle kurtulabilmiş değilim) Küçükken köyde yazın dışarda yatardık. Yanımda kardeşim vardı, sırt üstü uzanıp, yorganın altından başımızı çıkarırdık. Başlardık gökyüzündeki yıldızları incelemeye, her birimiz bir yıldız seçerdik, ve takip ederdik. Bazen hareket ederlerdi bazen kayanlar olurdu, takım yıldızlarını bilirdik ama biha...