Kayıtlar

Ayn-ür Rıza

Ne zaman defterime yazdım bilmiyorum, bugün defterimi karıştırırken okuyuverdim,ismini bilmediğim birinin yazısını not almışım, diğer yazılarını da sık sık okurum. İnsanın halet-i ruhuyla sürekli bir mücadelesi vardır. Bazen lehimize bazen aleyhimize. Bazen münzevilik çöker üstümüze, sıyrılmak istersin, kendinle kalmak istersin, anlaşılmadığın için kendini anlamak istersin..  Bu huzur veriyor insana, bir şeylerin gerçek kaidesi hakkında fikir verebiliyor. Bazen de acı oluyor, zaman sanki hiç gitmiyor,aklındaki düşünceler seni bir karadeliğin içine çekiyor sanki.. Bu insanın doğasında mı var bilmiyorum, liseden beridir yaşadığım bir şey, ne zaman kendimle yalnız kalsam bir mahkemede buluyorum sanki kendimi..  Kafamda bazı düşünceler sanık oluyor,bazıları delil.. Olaya hangi gözlerle bakacağız, bakışımız bir mi olmalı, Başka ne anlamlar yüklemeliyiz.. Bir çözüm var mı acaba? Osman Ziya Saba'nın bir dörtlüğü güzel tevafuk etti bu konuda Artık yaşamak için herkesten kaçacağız, Dün...

🍀

Resim
Ne güzel bir gece insan için  Ne güzel bir vakit dünyaya, Yeni köklerini salmış bir çiçek için. Nur dağından kopan bir şimşek  Sahra'dan gelmiş bir maden Hep onun diriliği, onun damarları için mi..

🫀🧠

Horosan Valisi Abdullah bin Tahir çok adil biriydi. Jandarmalar birkaç hırsız yakalamış valiye bildirmişlerdi. Getirilirken hırsızların birisi kaçtı. O günde hiratlı bir demirci nişabura gitmişti. Demirciyi gece eve giderken jandarmalar suçlu zanlıyla yakaladılar ve diğer zanlılarla beraber valiye çıkardılar. Vali onların hepsinin suçlu olduğu zanlıyla görevlilere hitaben hepsini hapsedin dedi. Bir suçu olmayan demirci de kurunun yanında yaş da yanarmış hesabıyla hapsedildi. Hapishanede ilk işi hemen abdest alıp namaz kılmak oldu. Ellerini rahmanı rahmete uzatıp: ‘’ yarabbi bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan da ancak sen kurtarırsın. Bu halimi başkasına açamam. Suçsuzluğuma kimseyi inandıramam. O halde sen bana kefil ol. Beni buradan çıkar diye dua etmeye yalvarmaya yakarmaya başladı. ’’ Vali uyuyorken rüyasında dört kuvvetli adam yanına kadar gelip tahtını ters çevirecekleri zaman uykudan uyandı. Hemen kalkıp abdest aldı, iki rekat namaz kıldı. Tekrar uyudu, ...

Münzevi

Sana çok şeyler öğretecek kadere hoş geldin de. Kaderin pencerelerinden tertemiz hava içeri girsin bırak.  O hava içimizin gözeneklerinden içeri girsin,yeksanallığının tozlarını havalandırsın, alsın bizi rüzgarlarıyla denizlere,okyanuslara,dağlara.  Dünyan yeşertecek tohumlarını bekliyor.  Bir el seni çiçekleri diriltmeye zorluyor.  Onların direncini senin direncine bağlayan bir yol var. Elindeki fidanı dik, gönlündeki tohumları toprağa göm. Bırak dilinden hakikatin yoldaşları fışkırsın, kulaklarına ney'in sessizliği çınlasın. Bırak ayakların zemherinin tadına varsın,gözlerin ziffiriden ders alsın. Bırak ellerinin arasında yaseminler yeşersin.  Gözlerini aç semavata, aç ki yıldızların nazenin enerjisi kalbinde hakikat yeşertsin.. Vesselam

Muamma

Galabeye geldiğimiz şu cihan ne garip değil mi? Bazen çok kompleks içinden çıkılmaz bir labirent oluveriyor bazen hiçbir anlam ifade etmeyen safi bir şey gibi. Acaba bir çınarı bu kadar büyük yapan sebep ne, bir zeytini bu kadar ayakta tutan sebep ne. Bu yaşam enerjisi, bu halet nerden geliyor.  Bakıp da göremediğimiz bir şeyler mi var yoksa bakmayı mı öğrenemedik. Her şeyi ayakta tutan bir şey var demekki, bir taşı sağlam yapan, ömrünü veren içindeki mineraller ve onların kendi aralarında mikro olarak oluşturduğu nizam. Bir ağacı ayakta tutan belki beslendiği toprak, beraber bulunduğu nebatatlar ve belki de onla yaşayan parazit... Peki biz.. Bizi ayakta tutan para mı, mal mı, mülk mü, arkadaş mı, aile mi... Bunun cevabını belki hiç bilemeyeceği(m)z, belki en baştan bileceğiz.  Ama bazı şeyler var ki köklerini derine indirmende eslik ediyor.  İnanış seni ayakta tutuyor, insana mânâ veriyor. Arkadaş o mânâya renk veriyor, ışığın prizmadan kırıldığı gibi renk renk kuşak ver...

Son Durak Neresi

Zemheri bitti bitecek, yine bahar gözlerini kırpıyor bize. Akıllara mazinin kesitleri geliyor bazen. Bazen dikensiz bir gül gibi hayal oluveriyor bazen çepeçevre dikenli bir gül. İnsan en çok maziden neyi unutmaz acaba? Ellerine batan dikenleri mi yoksa onlara rağmen rayihasını aldığı gülü mü? Belki de o vakitte neye ihtiyacı varsa onu hatırlıyordur kim bilir.  Geçmişin kaderindir derler, geçmişini kendin yazarsın peki nasıl yazdık acaba gecmişimizi. Unutulacak dünler olarak mı yoksa var olacak günler olarak mı? Herkesin farklı bir cevabı vardır muhtemelen, ee ne de olsa eşref-i mahlukat bu. Ben nasıl yazdım acaba, zaman zaman bunu tefekkür etmeye gayret ederim. Bazen kör kuyuya düşmüş gibi bakakalırım bazen vaha gibi görürüm. Ama tek değişmeyen heralde beni bugüne getirdiğidir. " Pes et veya etme. Olmuş olanla veya olacak olanla çok ilgilisin. Dün artık tarih oldu. Yarın ise bir bilmece ama bugün sana hediyedir bunun kıymetini bilmek gerekir." Kung Fu Panda'da  çok güzel...

Sessizlik

Resim
 Herkese merhaba. Ara ara hepinizde de oluyordur mutlaka, kendinizle yalnız kalıp, kendinizle topluluk oluşturduğunuz zamanlar. Muhtemelen sizde de gece yarısı yalnızken, ormanda veya sahilde yürüyüş yaparken oluyordur bu. Peki neden rutin hayatta böyle bir an'a rastlamıyoruz. Bize ne ima etmeye çalışıyor? Beynimiz çok komplex bir göreve sahiptir, aynı anda tahmin edemeyeceğimiz kadar hızlı ve birden fazla iş yapar. Ve bunları yaparken de minimum hata maksimum verim ile çalışır. Kendimizle yalnızlaştığımız zaman, bu iş yükünün bir kısmından kurtulur ama kapasitesi hâlâ aynıdır. İşte o zaman kendimizle yüzleşmeye başlarız.  Tahayyülerimizi taramaya başlarız, neden sonuç ilişkisi aramaya başlarız. Burda bence bir şey daha devreye giriyor, kalbimiz. Günlük hengamede tabiki kalbimiz devrede vardır ama kendimizleyken daha fazla vardır.  Belki de hayatımızla ilgili uzun vadeli karar alırken yalnız kalma isteğimiz burdan geliyordur. Belki de beynimiz bize şöyle fısıl...