Kayıtlar

Gör ve Bak

Ve insanların sekülarite adına bir bukalemun olduğu,  Her tarafı irin kokuşmuş, paslanmış kelimleriyle  Gün yaptığı dünyadan sıyrılarak ayrıldım. Kan kokmuş coğrafyanın azizliğine uğradım,  Kalabalığın içindeki sadelik uğruna, Hep bir münzevi pencereye attım pençelerimi  Gün ağardı ama üzerimdeki hüzün karardı hep.. İki memleket değiştim içimde Bir yanım doğu bir yanım batı oldu Kendimi tanıyarak sıyrıldım bu coğrafyadan  Bu bir başkaldırıydı, yaban düşüncelere karşı Biliyorum garipsenecek ama bu; yaşanılacak.. Çivisi çıkmış bir dünyaydı evet Bu demek değildi pes edilecek, Bilinmeli ki kırılan her kalem Her iki uçtan yazarak Daha da heybetlenmiştir

Geç kalmak

Bazen mahsuni bazen münzevi anlarımız olur, bir içsel hesaplaşma sanırım bu. Bir olay, bir kişi, bir toplum belki de bir çiçek buna sebebiyet verebilir. Öyle bir haldir ki gökyüzü aydınlıkken kara bulutlarla savaşır insan. Kirpiklerinin arasından seller akar, kaşları istemsiz neşter olur. Üzdüğünde de üzüldüğünde de en çok üzülen yine sen oluyorsun, üzdüğün için de üzülen sensin, üzülen sen olduğun için de. Bir girdap olup göğsünün tam ortasına yerleşir bu, çöker kalır.  Bu ıstırap ne çekilmiş bir acıya benzer ne de kaybedilmiş bir şeye, geri dönüşü olmayan bir şeydir, açılmış yara gibi iyleşse de iz bırakır.  İnsan bazen durup düşünüyor, bu kadar çaba boşuna mıydı,bunca yaşanılmış hayat bunca kaydedilmiş duygu bunca yeşermiş çiçek, bunlar hep ne için var oldu. Anlamsızlık için mi? Testi kırıldı mı bir kere eski haline dönmezmiş, insan kalbi de öyledir heralde. Üç günlük dünya uğruna kainatın acısını yüklüyor bazen insan ne can dayanır buna ne göz...

Hisseyab

24 yıldır senin için yaşamışım  Bu çekilmez dünyada. Her insan içine karıştığımda,  Gözlerime pranglar vurmuşum Nemrud sıcağına katlanmışım  Eyyüp makamında sabretmişim Seni düşünmenin bir tadı var Bir ben bilirim ha! Zaferlerim de oldu yenilgilerim de Düştüğüm de oldu kalktığım da Ama ufukta sen varsın diye, Bir ritmimi hep oldu, Hep yaşadım o umutla. Saçlarıma aklar düşmüş Belki de gelmediğin her gün içindir. Gözlerim uzağı göremez oldu, Belki de yakınımda olduğun içindir.  Güzeldi seninle gülmek, Seninle konuşabilmek Sabahı senle açmak  Senle geceyi kapatmak  Senle aynı minderde tartışabilmek  Güzeldi, güzel olmaya devam edecek...

Olmayışına

Olmayışına hasret selvileri açtı  Birer birer döktü yapraklarını papatyalar. Yapraklarım birer birer sarardı İçimdeki mor bülbüllerin sesi kısıldı, Amansız bir damla yanağıma aktı, Sonsuz bir menfezde çaresiz, ışıksız

Müteessir

Ezilmiş bir gül var içimde  Sahi bir iç çekiş,  Sen ne kadar bana meftun Derin bir iç çekişle Bir tenhadan yüreğinin iniltileri,  Kapı aralarında bir kor Kirpiklerimden akar sana âb O bulutun ardından üzülme diye Bana bir mektup yaz Bir sahra ötesinde Sözlerinden beste yaptım kendime  Sen bir vahasın bir çölün içinde Bense baharın ardında kuruyup giden bir dal Evvel ki hicranlar sarmış etrafımı Mahşeri bir zehrimar döküyor içime  Şu daracık ıstırabın kahrında "Kül oldu bir yiğidin figanı" Şimşekler çakıştı, tufanlar geldi  Ahım yandı da duman koptu Artık söylediği her lafta  Siyah bir iz bırakan bir viraneyim Sevda yüklü bir tufandım  Düşlerim alabora olmuş bir sefine Ufku belirsiz bir deryaya Kayıtsızca demir attım Hatırlanmadan unutulmaya

En Uzun Gece

Resim
Bir akşama  vardı ki ufkumuz,gözbebeklerimizde kayan bir yıldız oldu İki dağ arasında teskin edilemez oldu gülüşlerimiz Dağların, ovaların ardında ne bekler bizi düşünemez olduk Baktığımız ile gördüğümüzü yek sanar olduk Bazan beyhude bir andan ibaret oldu bazan ebedi bir an Yalnızlığın üstüne çöktüğü gece.. belki en uzun gece oldu. "Gerçi gece uzun, Gece karanlık Ama bütün korkulardan uzak. Bir sevdadır böylesine yaşamak"

Bir Vaktin Dördüncü Hâli

Resim
Mehtabın efruzunda düşünce denizinde ayaklarım. Başım bi suyun gerilimindeki aynamda bi feza da. Fezaya ihtişamı veren şey sanki bizden uzak oluşu, bakınca huzuru veren sanki ulaşılmazlığı. Yanımda bir kitap, satıraralarında bir dilber, sonunda bir bülbül. Poyrazın kemaliyle fink atan sayfalar, bir muamma faslını açıyor. Sanki suya suret veren dillendirlmemiş bir hikâyeyi yutmuş. Kütüklerin paslı gıcırdayışı, sesten ürken bir yavrunun kulaklarını kapayışı misali, bir şeyleri duymaktan kaçıyor gibi. Damarlarda dolanan kanım keskin bir virajı geçercesine içimi ürpertiyor.  Eğimekle, kırılmak arasında bir dar geçitteyim. Gözbebeğimden giren ışık, suya hayat veriyor. Kış ile sonbaharın buluştuğu, ağaçtaki son yaprak gibi düşmek ile düşmemek arasında tik tak ediyor hisseyaplarım. Unutmak istiyordum bir müddet düşünmeyi. Biçare bir şekilde gözlerimi kapatıp, derin bir uykuya, kelâmı unutup öylece kalmak istiyorum. Çok mu şey istiyorum. Ne zaman buraya gelsem bana hep bir şeyl...

Gri (Xakêsterî)

Resim
Bir dal alırsın eline içindeki heyecan ile yeşerir. Elinde çakı, başlarsın soymaya, soydukça gözyaşlarının o damarlarda aktığını görmeye başlarsın. Son baharın ilk kopan dalı olmuşsundur belki, içinde yeşermez bazı tohumlar. Gecenin bir vaktinde bir ateş böceği yakar içindeki meşaleyi. Gecen gündüz olur, akmaya başlar damarlarında o sarhoş ışıklar. Bir caddenin sonunda yaslarsın sırtını bir ağaca, bir şeylerin gelmesini ümit edersin. Sabaha engin bir düşünce ile uyanırsın, geceden kalma düşünceler bir köşeye kıvrılmış şekilde. Bir pencereden dalarsın fezaya, kumruların sabah bereketindeki uğultusu ile. Mayıs ayını düşlersin, dere boyundaki gelincikleri. Belki kendini bir anda umuda koşan İnci olarak.. Ruhumda ahu bir siret, gözlerimde bir suret. Ne diyeceğim ki belki de dillendirilmemiş bir hikaye var bende. Zamanın merhametsiz kalbinde düşünmeyi unutmak istiyor insan. Uçsuz bir deryaya kalabalıklaşan yalnızlığı ile yelken açmak istiyor. Bir bir kırılıyor içimdeki kalemler,...

Bilirsin

Bilirsin ufuklara açıldığın bir yolda, dikenle de gülle de hemhal olursun, yazın ortasında içinde bir zemheri yaşar. Sabah ezanında halet-i ruhiyendeki o huzur,iki dudak arasındaki bir kelime ile bozulacağını bilirsin. Bazen hayatının yorgunken göz kapaklarındaki gibi seyireceğini de bileceksin. Gece kendinle yalnız kaldığında, kafandaki derin kuyularda avazı çıktığı kadar bağıracak şeylerin olacak. Bazen öğlen yirmi dakika uyumuş gibi ehvenişer bazen müteessir olacaksın. Ama bilirsin her şeye rağmen atan bir kalbin olacak. "Bir yanılgının, binlerce yenilgiden daha keskin olduğunu gördüğünde eve dönmek isteyeceksin ama ev; kapı duvar olacak. Ve sen, bildiğin denizlerde yeniden boğulacaksın. Aşina yüzler el olacak, ve yalnızlığı şah damarında hissedeceksin. Sonra geçecek. Her şey geçer, bilirsin. Ve sonra yolun tam ortasında ayaklarının dermanı kesilecek, dizlerinin üzerine çökeceksin. Düşmekten korkma, düştükçe daha da güçleneceksin. Sonra herkes kaybolacak, gölgen bile seni terk ...

Mutluluk

Resim
Geçenlerde okuduğum çok güzel bir kitaptan bir şeyler paylaşmak istiyorum, mutluluk ile ilgili bir bölüm vardı çok beğenmiştim, belki dönüp biz de ahvalimize bakıp bir tefekküre gireriz. Bu vagon nereye gidiyor diye..                                        Mutluluk Akıl ve vicdan sahibi her insan, hatta basit bir hayvan bile bu varlık ve kalabalıklar âleminde ihtiyaç duyduğu andan itibaren mutluluğu aramaya başlar. Bu öyle değişmez bir kanundur ki doğa kanunları değişse bile değişmez. Hayvanlar zihinsel kanaatlerine göre genellikle göreceli bir mutluluk bulur. İstekleri, zevkleri ve düşünceleri sınırlıdır. Ama insan öyle midir? İnsan hariç... Ozlem duyduğu şeyin ne olduğunu tam anlamıyla bilmediğinde bile arzusunda sınırsızdır. Nice mesut kimseler vardır ki hırs ve istek nedeniyle aslında mutlu olmadığını düşünür. Dünyayı cehenneme çevirir. Zaten en basit, en ilkel insanın, ha...

İştiyak

Herkesin mazisi farklı bir ses tonundan çalar kalbinde, içinde tutamadığı notalar, satır araları olur bazen.. İnsan neye üzülüyor biliyor musun.. Uzağı veya yakını göremediğine değil.. Kendisine neyin yakın neyin uzak olduğunu görememesine üzülüyor azizim.. Sevginin şehvetine kapılır bazen Güneş her gün doğar batar bazen güneşimizin önünde bir dağ vardır, birileri ne güzel manzara diye bakabilir, bilmezler ki aydınlığının önünde bir perde. Bunları yazarken sevdiğim bir hocanın şu dizleri aklıma geldi yine   Gecenin serinliğinde okuduğum bir şiiri paylaşmak istiyorum, Sedat abi ne güzel de içindeki duyguları paylaşmış, ayni coğrafyanın insanı olduğumuz için belki de kendime ait bir şeyler buldum. Okurken geçmişe dalıyorum sessiz ve sakin! KENDİNİN ÖLÜSÜ Hayatımız cevapsız bir sedâ değil mi? "Mayası sevgidir bu dünyanın" derdi dedem Peki doğarken hayata maya olur mu sevgi? Ölümü kanıksayan insan Silebilir mi yine de zihnindeki gömülmüş tüm hayalleri Söyleyeceği her şeyi ölmüş z...

Müteessir

Yazın kavurucu sıcağında bir ağacın gölgesinde oturuyordum, ellerim çalışmakla meşguldü. Beynimde yönsüz fırtınalar kopuyordu. Birden irkildim, bir bildirim. Gelen bildirim fırtınayı daha da büyüttü, çünkü gelen mesajın başka bir fırtınanın habercisi olduğunu biliyordum. Ali yine bir şeyler deniyordu.. Soğuk bir günün karanlık akşamı. Bu kimsesiz beden bir ağacın dibinde oturmuş,en ufak bir ışık zerresi için gökkubbeye bakıyor. Kimsesizliğin karanlığını minik bir aydınlık ile söndürmek için. Ama yok. Değil ay,yıldızlar bile merhametini çekmişti üzerimden. Bağırmak istedim. Ama sustum. Hem bağırıp da ne yapacaktım. Kendimi karanlık,sessiz ve kimsesizliğin huzuruna bırakmak varken. Kulağımda sadece benim duyduğum yavaş,hüzün,huzur dolu keman ezgilerine bırakmak varken. Sessizdi her yer. Keman sesi kulaklarımı doldursa bile. Karanlıktı her yer. Kalbimin ışığı gözlerime vursa bile. Gerçi kalbimin ışığına bakmayalı çok olmuştu. Gözüm hep kalpteki o siyah noktada,suratım asık. Hafiften bir k...

Ruh-u Firâr

Gecenin bir vaktinde ansızın içinde tutamadığın enerjiyi dışarı salıvermek istiyor insan. Bu bazen spor yaparak, bazen bağırarak bazsn yazarak oluyor. Bugün benim için önemli bir gündü, yaklaşık 3 haftadır keyifle çalıştığım ve çok kafa yorduğum 3. Sınıfın finali vardı. Birkaç gün çalışıp rahatlıkla geçebileceğim bir şeydi ama kendimle yarışmayı seviyorum sanırım. Hayırlısıyla atlattım. Az önce farkettim bu süreçte birçok etkenden mütevellit içimde birikmiş şeyler olmuş. Tam o sırada Ali yardımıma koştu şu dizilerle Gördüm garip tavırlı zavallı birini Sordum o damlayan yaşlar niye ki? Sevgilinin damlası gözüne yaş olmuş Dökülen yaş için ağlamaya değer mi? Dedi yok,değmez iki damla yaşa Hem yaş için yaş dökmek kime fayda Dökülür damla insan rahatlar ama Damla için damlatmak biraz ahmakça Dedi evet  dervişin teki Değil yaş her nefese yaş dökmeli Nefes değil nefs bindi değere Nefs için olan her nefese Değil yaş kan ağlasak reva gelir mi? Allah razı olsun kendimle tefekkür ...

Güzel ve Dokunaklı

Akşamüstüne benzeyen bir sesle konuşurdu.  Kendisine ait olmayan bir zamanı sorgulamaktan bunalmıştı.  İki kuşağın yanlışlarından bir dağ taşırdı iki kaşı arasında.  Ellerini mi, rüzgârlı bir yaprağı mı tutardım, seçemezdim. Yıllarca gövdesini aynalardan uzak tutmuştu.  Sorumlulukla özgürlük arasındaki ilişkiyi sorardı durmadan.  Bir kapıya sıkışmış dağ başı kadar acıklıydı.  Parmakları, ikide bir suyu kesilen ırmaklardı. Bildiği bütün türküler aşk üzerineydi ama o söylemenin değil de dinlemenin erdem olduğuna inanmıştı.  Bense onun yerine de acı çeken, çifte korkudan bir umut ıslığıydım.  Ay ışığı, yağmur dalgınlığı, ten kokusu ve evlerin solgunluğundan oluşmuş iki pencere gibi bakardık birbirimize. Bütün genç kızların pembe bir erkek, pembe yatak örtüleri, pembe koltukları, pembe yemek takımları ve pembe bahçelerle büyüyüp, dar ve siyah mutfaklarda yemek kokularına dönüştüğü; erkeklerin inceliklerini eşiklerde bırakıp birer çizgili pijama kesild...

Muhibbân

Gece çökünce insanlar dinginleşirmiş. Kendilerini bir tefekkür ortamında bulurmuş. Gerçekten de öyle sanırım,  gece vakti, kendini kendi mahkemende bir sanık veya avukat olarak bulabiliyorsun. Belki gün içindeki dosyan veya geçmişten bugüne olan dosyan açıktır. Ortaya bir Terazi konmuştur. Bu terazi şaşmayan bir terazidir. Ne isen onu gösterir. Bugün yine kendi mahkememdeyim sanırım, gerçi ger gece var bir tane artık alıştım sanırım. Molla İzzet çok güzel tasvir etmiş bunu; Bi-hakkı Hazret-i Mecnun izâle eyleye Hak! Ser'imde derd-i hıred'den biraz eser kaldı. (Deliler Sultanı'nın yüzüsuyu hürmetine Hak'tan şifa diliyorum; zira akıl belasından tamamiyle kurtulabilmiş değilim) Küçükken köyde yazın dışarda yatardık. Yanımda kardeşim vardı, sırt üstü uzanıp, yorganın altından başımızı çıkarırdık. Başlardık gökyüzündeki yıldızları incelemeye, her birimiz bir yıldız seçerdik, ve takip ederdik. Bazen hareket ederlerdi bazen kayanlar olurdu, takım yıldızlarını bilirdik ama biha...

Ayn-ür Rıza

Ne zaman defterime yazdım bilmiyorum, bugün defterimi karıştırırken okuyuverdim,ismini bilmediğim birinin yazısını not almışım, diğer yazılarını da sık sık okurum. İnsanın halet-i ruhuyla sürekli bir mücadelesi vardır. Bazen lehimize bazen aleyhimize. Bazen münzevilik çöker üstümüze, sıyrılmak istersin, kendinle kalmak istersin, anlaşılmadığın için kendini anlamak istersin..  Bu huzur veriyor insana, bir şeylerin gerçek kaidesi hakkında fikir verebiliyor. Bazen de acı oluyor, zaman sanki hiç gitmiyor,aklındaki düşünceler seni bir karadeliğin içine çekiyor sanki.. Bu insanın doğasında mı var bilmiyorum, liseden beridir yaşadığım bir şey, ne zaman kendimle yalnız kalsam bir mahkemede buluyorum sanki kendimi..  Kafamda bazı düşünceler sanık oluyor,bazıları delil.. Olaya hangi gözlerle bakacağız, bakışımız bir mi olmalı, Başka ne anlamlar yüklemeliyiz.. Bir çözüm var mı acaba? Osman Ziya Saba'nın bir dörtlüğü güzel tevafuk etti bu konuda Artık yaşamak için herkesten kaçacağız, Dün...

🍀

Resim
Ne güzel bir gece insan için  Ne güzel bir vakit dünyaya, Yeni köklerini salmış bir çiçek için. Nur dağından kopan bir şimşek  Sahra'dan gelmiş bir maden Hep onun diriliği, onun damarları için mi..

🫀🧠

Horosan Valisi Abdullah bin Tahir çok adil biriydi. Jandarmalar birkaç hırsız yakalamış valiye bildirmişlerdi. Getirilirken hırsızların birisi kaçtı. O günde hiratlı bir demirci nişabura gitmişti. Demirciyi gece eve giderken jandarmalar suçlu zanlıyla yakaladılar ve diğer zanlılarla beraber valiye çıkardılar. Vali onların hepsinin suçlu olduğu zanlıyla görevlilere hitaben hepsini hapsedin dedi. Bir suçu olmayan demirci de kurunun yanında yaş da yanarmış hesabıyla hapsedildi. Hapishanede ilk işi hemen abdest alıp namaz kılmak oldu. Ellerini rahmanı rahmete uzatıp: ‘’ yarabbi bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan da ancak sen kurtarırsın. Bu halimi başkasına açamam. Suçsuzluğuma kimseyi inandıramam. O halde sen bana kefil ol. Beni buradan çıkar diye dua etmeye yalvarmaya yakarmaya başladı. ’’ Vali uyuyorken rüyasında dört kuvvetli adam yanına kadar gelip tahtını ters çevirecekleri zaman uykudan uyandı. Hemen kalkıp abdest aldı, iki rekat namaz kıldı. Tekrar uyudu, ...

Münzevi

Sana çok şeyler öğretecek kadere hoş geldin de. Kaderin pencerelerinden tertemiz hava içeri girsin bırak.  O hava içimizin gözeneklerinden içeri girsin,yeksanallığının tozlarını havalandırsın, alsın bizi rüzgarlarıyla denizlere,okyanuslara,dağlara.  Dünyan yeşertecek tohumlarını bekliyor.  Bir el seni çiçekleri diriltmeye zorluyor.  Onların direncini senin direncine bağlayan bir yol var. Elindeki fidanı dik, gönlündeki tohumları toprağa göm. Bırak dilinden hakikatin yoldaşları fışkırsın, kulaklarına ney'in sessizliği çınlasın. Bırak ayakların zemherinin tadına varsın,gözlerin ziffiriden ders alsın. Bırak ellerinin arasında yaseminler yeşersin.  Gözlerini aç semavata, aç ki yıldızların nazenin enerjisi kalbinde hakikat yeşertsin.. Vesselam

Muamma

Galabeye geldiğimiz şu cihan ne garip değil mi? Bazen çok kompleks içinden çıkılmaz bir labirent oluveriyor bazen hiçbir anlam ifade etmeyen safi bir şey gibi. Acaba bir çınarı bu kadar büyük yapan sebep ne, bir zeytini bu kadar ayakta tutan sebep ne. Bu yaşam enerjisi, bu halet nerden geliyor.  Bakıp da göremediğimiz bir şeyler mi var yoksa bakmayı mı öğrenemedik. Her şeyi ayakta tutan bir şey var demekki, bir taşı sağlam yapan, ömrünü veren içindeki mineraller ve onların kendi aralarında mikro olarak oluşturduğu nizam. Bir ağacı ayakta tutan belki beslendiği toprak, beraber bulunduğu nebatatlar ve belki de onla yaşayan parazit... Peki biz.. Bizi ayakta tutan para mı, mal mı, mülk mü, arkadaş mı, aile mi... Bunun cevabını belki hiç bilemeyeceği(m)z, belki en baştan bileceğiz.  Ama bazı şeyler var ki köklerini derine indirmende eslik ediyor.  İnanış seni ayakta tutuyor, insana mânâ veriyor. Arkadaş o mânâya renk veriyor, ışığın prizmadan kırıldığı gibi renk renk kuşak ver...

Son Durak Neresi

Zemheri bitti bitecek, yine bahar gözlerini kırpıyor bize. Akıllara mazinin kesitleri geliyor bazen. Bazen dikensiz bir gül gibi hayal oluveriyor bazen çepeçevre dikenli bir gül. İnsan en çok maziden neyi unutmaz acaba? Ellerine batan dikenleri mi yoksa onlara rağmen rayihasını aldığı gülü mü? Belki de o vakitte neye ihtiyacı varsa onu hatırlıyordur kim bilir.  Geçmişin kaderindir derler, geçmişini kendin yazarsın peki nasıl yazdık acaba gecmişimizi. Unutulacak dünler olarak mı yoksa var olacak günler olarak mı? Herkesin farklı bir cevabı vardır muhtemelen, ee ne de olsa eşref-i mahlukat bu. Ben nasıl yazdım acaba, zaman zaman bunu tefekkür etmeye gayret ederim. Bazen kör kuyuya düşmüş gibi bakakalırım bazen vaha gibi görürüm. Ama tek değişmeyen heralde beni bugüne getirdiğidir. " Pes et veya etme. Olmuş olanla veya olacak olanla çok ilgilisin. Dün artık tarih oldu. Yarın ise bir bilmece ama bugün sana hediyedir bunun kıymetini bilmek gerekir." Kung Fu Panda'da  çok güzel...

Sessizlik

Resim
 Herkese merhaba. Ara ara hepinizde de oluyordur mutlaka, kendinizle yalnız kalıp, kendinizle topluluk oluşturduğunuz zamanlar. Muhtemelen sizde de gece yarısı yalnızken, ormanda veya sahilde yürüyüş yaparken oluyordur bu. Peki neden rutin hayatta böyle bir an'a rastlamıyoruz. Bize ne ima etmeye çalışıyor? Beynimiz çok komplex bir göreve sahiptir, aynı anda tahmin edemeyeceğimiz kadar hızlı ve birden fazla iş yapar. Ve bunları yaparken de minimum hata maksimum verim ile çalışır. Kendimizle yalnızlaştığımız zaman, bu iş yükünün bir kısmından kurtulur ama kapasitesi hâlâ aynıdır. İşte o zaman kendimizle yüzleşmeye başlarız.  Tahayyülerimizi taramaya başlarız, neden sonuç ilişkisi aramaya başlarız. Burda bence bir şey daha devreye giriyor, kalbimiz. Günlük hengamede tabiki kalbimiz devrede vardır ama kendimizleyken daha fazla vardır.  Belki de hayatımızla ilgili uzun vadeli karar alırken yalnız kalma isteğimiz burdan geliyordur. Belki de beynimiz bize şöyle fısıl...